CUMHURIYET AHLAK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYANAN BİR ÜLKÜDÜR, CUMHURİYET ERDEMDİR

Bizim ulvi dinimiz, her müslümanı, ümmeti aydınlatmayla mükellef kılıyor. O yüzden İslam, Ruhban sınıfını reddeder.

20 Mart 1923’te Konya Türk Ocağı’nda Mustafa Kemal Paşa, Dr. Eyüp Sabri’nin sorusu üzerine şöyle demişti (özetle):

Her şeyden önce şunu en basit bir din gerçeği olarak bilelim ki, bizim dinimizde bir özel sınıf yoktur. Ruhbaniyeti reddeden bu din, inhisarı kabul etmez. Meselâ, ulema. Behemehal aydınlatma görevi ulemaya ait olmadıktan başka dinimiz de bunu kesinlikle men eder. O halde biz diyemeyiz ki, bizde bir özel sınıf vardır; diğerleri dinen aydınlatma hakkından mahrumdur. Böyle telakki edersek kabahat bizde, bizim cehlimizdedir. Hoca olmak için, yani dini hakikatleri halka telkin etmek için mutlaka dini kisve şart değildir. Bizim ulvi dinimiz, her Müslümanı, ümmeti aydınlatmayla mükellef kılıyor.

Efendiler, gerçek din bilginleri ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Hz. Peygamber’in zaman-ı saadetlerinde, Peygamberimizin vefatından sonra, Hulefa-i Raşidin Hazretleri’nin zamanlarında, hep doğrudan doğruya Hz. Peygamber’in irşadıyla İslam olan, Hulefa-i Raşidin’in aydınlatmalarıyla selamette bulunan ümmet kitlesi arasında, hakiki nezahat, kalbi hürmet, ulvi bir irtibat vardı.

Vaktaki Muaviye ile Hz. Ali karşıkarşıya geldiler. Sıffin vakasında Muaviye’nin askerleri, Kur’ân-ı Kerim’i mızraklarına diktiler ve Hz. Ali’nin ordusunda, bu suretle tereddüt ve zaaf husule getirdiler; işte o zaman hak olan Kurân, haksızlığı kabule vasıta kılındı.

Ondan sonra bütün müstebit hükümdarlar hep dini alet edindiler. İhtiras ve istibdatlarını kabul ettirmek için hep ulema sınıfına başvurdular. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar, dine uygundur diye fetvalar verdiler. İcabettikçe hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. İşte o tarihten beri saltanat tahtında oturan, saraylarda yaşayan, kendilerine halife namı veren müstebit hükümdarlar bu gibi hoca kıyafetli cahillere iltifat ve onları hamiye ettiler. Hakiki ve imanlı ulema, her vakit ve her devirde onların kinini çekti.

Böyle şerre alet olan insanların yüzündendir ki, dört halifeden sonra din, daima siyaset vasıtası, menfaat vasıtası, istibdat vasıtası yapıldı. Bu hal Osmanlı tarihinde böyleydi, Emeviler, Abbasiler zamanında da böyle oldu.

Artık bu milletin ne böyle hükümdarlar, ne böyle alimler görmeye tahammülü ve imkânı vardır.

Şüphe yok ki, arkadaşlar, millet birçok fedakârlık, birçok kan pahasına, en nihayet elde ettiği hayat dayanağına kimseyi tecavüz ettirmeyecektir. Bugünkü hükümetin, meclisin, kanunların, anayasanın mahiyeti ve hikmeti hep bundan ibarettir.
.

Hiç yorum yok: