CUMHURIYET AHLAK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYANAN BİR ÜLKÜDÜR, CUMHURİYET ERDEMDİR
Atamızın Emperyalizm Hakkındaki Sözleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atamızın Emperyalizm Hakkındaki Sözleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

M. K. ATATÜRK: RUSLARLA İŞBİRLİĞİ DIŞ POLİTİKAMIZIN TEMELİDİR

[ Editörün Notu: Atamızın ölümünden sonra, Atamızın öğütlerinin aksine olan basiretsiz anlaşmalar yapılmıştır. Bunlardan en önemlisi, Türkiyeye hiçbir zaman hiçbir faydası olmamış ve olmayacak olan NATO dur. 
NATO, ülkemizi işgal eden ve Kurtuluş Savaşında kanımızla ülkemizden kovduğumuz emperyalist ülkerin teşkilatıdır. 
Türkiye DP iktidarında kendi elleriyle, ülkemizi işgal edenleri içimize sokmuştur. Bu, affedilemez bir ihanettir. 
Detaylı bilgi için bakınız : http://bit.ly/2hyGqIS ]


  
M. K. ATATÜRK: RUSLARLA İŞBİRLİĞİ DIŞ POLİTİKAMIZIN TEMELİDİR

1- Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikada özenle güttüğü amaç, uluslararası barışı korumak ve güven içinde yaşamak olmuştur. Başta SSCB (Rusya) olmak üzere komşularımızla, diğer doğu ülkeleri ile dostluk ve iyi geçinme yolunda ilişkiler kurduk, antlaşmalar yaptık. Emperyalist ülkelerle ittifak yapmaktan uzak durduk.

2- SSCB ile işbirliğini Türk dış politikasının temeli yaptım. Her ne pahasına olursa olsun, Türkiye’nin bu işbirliğinden hiçbir şekilde vazgeçmemesini istedim. Fransa, İngiltere ile olan sürtüşmesinde Türkiye’yi bozuk para gibi kullanmak istedi. Ama Türkiye bunu uzun süre önce anladı. Anlaşmazlıkları olan farklı emperyalist devletler arasında oyun oynamak, şimdiye kadar hemen hemen hiçbir şey getirmemiştir. Görüyordum ki, devletimiz ancak SSCB ve Doğu ile daha sıkı birleşmesi halinde ayakta kalabilir.

3- Bu yüzdendir ki, benden sonrakilere vasiyetim şu oldu: Sovyetler Birliği’ne karşı asla bir saldırı politikası gütmeyeceksiniz. Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Sovyetlere yöneltilmiş herhangi bir antlaşmaya girmeyecek ve böyle bir antlaşmaya imza koymayacaksınız.

4- Türk-Sovyet dostluğuna dair diğer görüş ve değerlendirmelerimi çeşitli konuşmalarımda şöyle dile getirdim: Birçok tecrübe devirleri geçirmiş olan yeni Türkiye-Sovyet Rusya dostluğu, gitgide büyümekte olan bir dostluktur. Diğer hiçbir devlet aleyhine yönelik değildir. Bu dostluk her iki ülkeye çok büyük bir güven temin etmekte ve milletler arasındaki ilişkilerde sadakatin bir örneğini oluşturmaktadır.

5- Sovyetlerle dostluğumuz sağlam ve içtendir. Kara günlerimizden kalan bu dostluk bağını, Türk ulusu unutulmaz değerli bir hatıra bilir. İki ülke arasında her yönden temaslar sıklaşmakta ve genişlemektedir. Sovyetler, Cumhuriyetimizin onuncu yılında, yüksek üyeleriyle şenliklerimizde hazır bulundular. Devletlerimiz hükümetleriyle ve uluslarıyla her fırsatta birbirlerine nasıl inandıklarını ve ne kadar güvendiklerini bütün dünyaya göstermektedirler. Son günlerde Boğazlar sorununu ortaya koyduğumuz zaman, Sovyetler’in bizim tezimizdeki doğruluğu ve haklılığı bildirmiş olmaları, Türk ulusunda yeniden derin dostluk duyguları uyandırmıştır. Türk-Sovyet dostluğu uluslararası barış için şimdiye kadar yalnız hayır ve fayda getirmiştir. Bundan sonra da yalnız hayırlı ve faydalı olacaktır.

6- Ancak Sovyetlerle dostluğumuz asla bir tabiiyet şeklini almadı, alamazdı. Kasım 1936’da Sovyet Elçisi Karahan’a en kesin şekilde bildirdiğim gibi: Ben Türkiye-SSCB dostluğunu sadece eşit ilişkiler varsa, beni tanıdıklarını hissedersem sağlarım; başka türlü bir karşılıklı ilişkiyi kabul etmem. Sizin çok güçlü ve donanımlı bir ordunuz olduğunu biliyorum, ama ondan korkmuyorum. Ben dünyada kimseden korkmam, buna siz de dahilsiniz. Benim arkamda on sekiz milyon halk var; sadece emir vermem yeterli olacaktır ve nereye yönlendirirsem, benim peşimden oraya gelirler. Çok zarar verebilirim, bunu tabii ki asla yapmam. Benim verdiğim sözler, dostluğum gibi kutsal ve sağlamdır.

prof. Dr. Cihan Dura

11.8.2016


Taksim Cumhuriyet Anıt’ında Atatürk’ün sağında iki Rus yer almaktadır: Ünlü Rus mareşal Kliment Voroşilov ile ünlü Soviyet KGB kurucusu Mihail Frunze. Bu kişiler Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluşunda oynadıkları önemli rolü Atatürk’ün özel emri ile tüm gelecek nesiller için asla unutulmasınlar diye burada yer almaktadırlar. Çok yazıktır ki günümüzün Türk nesli bu kişilerin ne adlarını biliyor ne de ne yaptıklarını.

ATATÜRK ANLATIYOR: CUMHURİYET MİLLÎ EGEMENLİĞE, YÜKSEK AHLAKA, TÜRK KÜLTÜRÜNE DAYANIR, TEMELİNDE ANTİEMPERYALİST BİLİNÇ VARDIR

Bir kutsal ülkünün tecellisi, milli azim ve bilincin eseri Türkiye Cumhuriyeti…  Milletçe en büyük eserimiz... Onuncu Yıl nutkumda söylediğim gibi: Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti'dir. Bundaki başarıyı, Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak, azimle yürümesine borçluyuz.

Türkiye cumhuriyetle idare edilen bir devlettir. Devletimiz Millî Egemenlik idealini en iyi ve en güvenilir şekilde temsil edip uygulayan devlet şeklinin, Cumhuriyet olduğuna inanmıştır. Bu sarsılmaz inançla Cumhuriyeti her tehlikeye karşı, her aracı kullanarak korur ve savunur. 

Dünya tarihinde, dünya üzerinde mutlakiyet yönetimi olmuştur, meşrutiyet yönetimi olmuştur. Bir de cumhuriyet hükümetleri vardır. Cumhuriyet halk idaresidir, demokrasi sistemi ile devlet şeklidir. Demokrasi prensibinin, en çağdaş ve mantıklı şekilde uygulanmasını sağlayan hükümet şeklidir.  Demokraside yöneten millettir, devletin son iradesini ortaya koyan da millettir. Demokrasi esasına dayanan cumhuriyet; yurttaş özgürlüğünü tanıyan, ona saygı gösteren, onun sağlanmasını ve korunmasını en birinci görev bilen siyasi yönetimdir. Eski devirde özgürlüklerin korunması gibi bir sorun yoktu. Çünkü özgürlük yoktu.

Cumhuriyetin sultanlıktan farkı şudur: Cumhuriyet yüksek ahlakî değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet erdemdir. Cumhuriyet idaresi erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir.  Sultanlık ise korku ve tehdide dayanan bir idaredir. Korkuya, tehdide dayalı olduğu için de, korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir. Cumhuriyet ahlaksız toplumlarda yaşayamaz.

Cumhuriyet Türk’ün yüksek siyasi kurumu, Türk milletinin tabiat ve karakterine en uygun idaredir.  Onu kuran, Türk milletidir, sahibi odur. Türkiye Cumhuriyeti milletimizin doğrudan doğruya, kendiliğinden kurduğu devlet teşkilatı ve hükümettir. Cumhuriyet idaresi Türk milletinin öz ve paha biçilmez malıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin dayandığı temeller vardır. Bu temeller devrimler, devrim kanunlarıdır; Türk toplumudur, yüksek Türk kültürüdür.  İnancım odur ki, toplumun bireyleri Türk kültürüyle ne kadar dolu olursa, cumhuriyetimiz de o kadar sağlam olur.


Türkiye Cumhuriyeti Emperyalizme karşı verilen silahlı bir mücadele sonunda kurulmuştur. Temelinde antiemperyalist bilinç vardır. Türk kahramanlığının, ulusal azmin ve ulusal bilincin ürünüdür. Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve onun son safhası olan 30 Ağustos Muharebesi… Türk tarihinin en önemli bir dönüm noktasıdır. Yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temelini orada attık. Sonsuz hayatını orada taçlandırdık. O sahada akan Türk kanları, semasında uçan şehit ruhları devlet ve Cumhuriyetimizin sonsuza kadar muhafızlarıdır. Ordumuzun kahraman genç subayı ve Cumhuriyet’in idealist öğretmen topluluğunun değerli üyesi Kubilay da öyle… Cumhuriyetimiz onun tertemiz kanıyla hayatiyetini tazelemiş ve kuvvetlendirmiştir.

Ancak biz Cumhuriyetimizi çok daha güçlendirmeyi amaç edindik: Bunun için maliyemizi güçlü ve düzenli kılmaya çalıştık, barışı savunduk. Birlik, azim ve çalışma en esaslı prensibimiz oldu.

** * **

Cumhuriyet’te hükümet, millet birdir. Cumhuriyet rejimimiz milletimize en uygun olan, dünyaya örnek bir rejimdi. Bu hususları cumhurbaşkanı olarak yaptığım kimi konuşmalarımda dile getirdim, aşağıda sunuyorum.

Bugünkü hükümetimiz, devlet teşkilâtımız doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet teşkilatı ve hükümettir, adı Cumhuriyet’tir. Cumhuriyet’te hükümet millettir, millet de hükümet... Milletle hükümet arasında ayrılık yoktur. Bu ikisi arasında geçmişte olan ayrılık kalmamıştır. Hükümet ve onun üyeleri kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını bilir;  milletin…, yalnızca milletin efendi olduklarını da!

Cumhuriyet idaresi Türk milletinin tabiat ve şiarına en uygun olan idaredir. Türk milleti, egemenliğini en kapsamlı şekilde ortaya çıkaran yeni idareye kavuşuncaya kadar daima mevcut siyasi kurumlara yabancı kalmıştır. Çünkü geçmişin kurumları, başından sonuna kadar milletin başında yumruk tutan bir sürü despotlar kadrosundan başka bir şey değildir. Sonra, Cumhuriyetimiz sağlam temeller üzerine kurulmuştur. O dünya uygarlığı ve insanlık için, benzemeye çalışılacak bir örnektir. 

 Cumhuriyet idaremizin başka özellikleri de vardır: Ulusaldır, herkesindir, demokrasiyle özdeştir. Türkiye Cumhuriyeti kat kat ulusallık üzerinde yükselmiştir: Ulusal savunma, ulusal ekonomi, ulusal kültür, ulusal eğitim ve öğretim! Yurttaş olarak “ne mutlu Türküm” diyen herkesin cumhuriyetidir. Bu nedenledir ki, adı “Türk Cumhuriyeti” değil, “Türkiye Cumhuriyeti” olmuştur. Şunu da eklemeliyim ki, cumhuriyetle demokrasi asla birbirinden ayrılamaz.  

** * **

Cumhuriyet Millî Egemenliğin güvencesidir. Türk zekâ, yetenek ve kaynaklarını işlemeyi, Türk varlığını ve çıkarlarını korumayı, yurttaşların güvenliğini sağlamayı amaçlar. Ülkemizi geçmişin kör dövüşü ve idari kötülüklerinden uzak tutar. Ülkenin saygınlığını artırır. Halka hizmet, gönenç ve mutluluk götürür; özgüven ve devletine güven duygusu kazandırır. Milletimize parlak bir gelecek hazırlar. Bütün bu alanlarda önemli başarılar da elde ettik. Bunları bir kitabımda, Meclis ve diğer bazı konuşmalarımda açıkladım, aşağıda tekrarlıyorum.

Cumhuriyet’in ilk işlevi millet egemenliğini gerçekleştirmektir. Cumhuriyet, Millî Egemenliği en gelişmiş şekilde ortaya çıkarır. Milletvekillerinden meydana gelen meclisi ve sınırlı zaman için seçilmiş Cumhurbaşkanı ile, Milli Egemenliğin korunmasının en sağlam güvencesidir.

Türk milleti hayal peşinde koşmaktan bıkmış usanmıştır. Artık akılcı ve gerçekçi bir politika izlemek devrine girmiş bulunuyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’ni onun için kurduk. Ulusal sınırlar içinde Türk zekâsını işlemek, Türk uygarlık yeteneğini geliştirmek, maddi ve manevi kaynakları işletmek Cumhuriyet’in temel politikasıdır.

Cumhuriyet’in iç ve dış politikası; gelecekte de onur, kuvvet ve doğrulukla ve Türk milletinin kuvvetlerini onun refah ve gelişmesi için yöneltmek ve toplamakla öne çıkacaktır. Cumhuriyet’in varlık ve sağlamlığını ve milletin yüksek çıkarlarını iç ve dış herhangi bir kasta karşı her an savunmaya hazır bulunarak, dışarda dostluklara ve barışçı çalışmaya destek ve vefalı olmak, içerde yurttaşların güvenlik ve asayiş içinde çalışma ve gelişmesine hizmet etmek asıl gayemizdir.

Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti ricali geçmişin anlamsız kör dövüşlerini bilir, bunları hiçbir sebep ve şekille tekrar etmek istemez. Cumhuriyet, Türk vatanını yüzyılların birikmiş idari kötülüklerinden kurtaracaktır. O ülkemizin hak ettiği itibar ve saygıyı koruyacak ve yükseltecek biricik yönetim şeklidir. Türkiye Cumhuriyeti dünyada işgal ettiği konuma layık olduğunu eserleriyle kanıtlayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır.

Devleti ve hükümeti kendi malı ve koruyucusu bilmek… Bu bir millet için büyük nimettir, büyük şereftir. Türk milleti bu sonuca Cumhuriyet’le varmış ve her yıl bunun artan olumlu sonuçlarını görmüş ve göstermiştir. Biz milletimizin maddî ve manevî huzuruna her şeyden fazla önem verdik. Ne mutlu ki, ben ve arkadaşlarım, Cumhuriyet rejiminin, yurdumuzda huzur ve sükûnun en iyi şekilde yerleşmesini sağladığını sevinçle görüyorduk. Vatandaşlarımız ve yurdumuzda oturanlar, Cumhuriyet kanunlarının eşit koşulları altında kendileri için hazırlanan özgürlük, gönenç ve mutluluk imkânlarından en üst derecede istifade ediyorlardı. Bilinmelidir ki, Cumhuriyet rejimi, varlığını, var olduğunu özellikle yurttaşların huzur ve sükûnunu eşit bir şekilde sağlayarak gösterebilir.

** * **

Üç temel kurumu vardır Cumhuriyetimizin. Birincisi meclistir. Meclis milletin seçtiği milletvekillerinden oluşur. Cumhuriyette son söz meclisindir. Millet adına yasaları o yapar. Hükümete güvenoyu verir, onu düşürür. Belli usule göre ve belli bir dönem için seçilmiş olan cumhurbaşkanı ise, başbakanı görevlendirir. Başbakan da güvendiği milletvekilleri arasından bakanlar kurulunu oluşturacak bakanları seçer. Üçüncü kurum bağımsız yargıdır.

Cumhuriyet idaresinde Meclis, Cumhurbaşkanlığı ve Hükümet; yalnızca halkın özgürlüğünü, halkın güvenliğini ve rahatını düşünür, bunları sağlamaya çalışır. Cumhuriyet idaresi yurttaş özgürlüğünü tanır ve sayar, onu korumayı birinci görev bilir. “Yurtta barış, dünyada barış” prensibini uygular.

Cumhuriyetimizin iç ve dış siyaseti; her zaman onurla, kuvvet ve doğrulukla kendini gösterir. Türk milletinin bütün güçlerini, milletimizin refah ve gelişmesi üzerine yönlendirip yoğunlaştırır.  Cumhuriyet’in iç siyaseti, vatandaşın hayatı üzerinde hiçbir nüfuz ve tasalluta izin vermez.

Cumhuriyet halkımıza özgüven vermiştir, devletine güven duygusu aşılamıştır. Bugün ekonominin her alanında ve ülkenin her tarafında Türkler kendilerine ve devletlerine tam bir güven içinde çalışıyorlar. Cumhuriyet yeni ve sağlam esaslarıyla Türk milletini güvenli ve sağlam bir gelecek yoluna koyduğu kadar, asıl düşüncelerde ve ruhlarda yarattığı güvenlik itibariyle, yepyeni bir hayatın müjdecisi olmuştur.

Cumhuriyetimiz Türk milletinin refahı ve yükselmesi yolunda yüzyılların görmediği başarılara erişti. Milletin refah ve gelişmesinin gereklerini, onun eğilim ve ihtiyaçlarını bularak ve öğrenerek gerçekleştirdi. Kimsesizlerin kimsesi oldu. Çünkü biz Cumhuriyeti ülkemizin koşullarına, toplumsal eğilimlerine ve halkın ihtiyaçlarına tamamıyla uygun bir rejim olarak kurduk. Bu şekilde az zamanda elde ettiği sonuçlar, Cumhuriyet yönetiminin milletimize hazırladığı geleceğin ne kadar parlak olduğunu tahmin ettirmeye yeterlidir. Asla şüphe yoktur ki, Cumhuriyet’in gelecekteki evlatları bizden çok daha gönençli, daha bahtiyar ve mutlu olacaklardır.

Prof.Dr. Cihan Dura
28 Ekim 2016 -

ATATÜRK ANLATIYOR: TÜRKİYE EMPERYALİZME KARŞI BİR SETTİR




MUSTAFA KEMAL PAŞA:

1- Batılı emperyalistler kendilerini Doğu dünyasının sahibi sayıyor; bizi bir sürü, ülkemizi açık arazi olarak görüyorlardı. Saldırılarında onlara bir set olduğumuz için, bütün nefretlerini bize yöneltmişlerdi. Mazlum milletlere örnek oluruz diye, bağımsızlığımıza şiddetle karşıydılar. Sonunda Türkiye’yi parçalama kararlarını uygulamaya koydular. Biz de varlığımızı ve bağımsızlığımızı korumaya kararlıydık. Bu görüşlerimi 1920-1922 yıllarında yaptığım kimi konuşmalarda, görüşme ve haberleşmelerimde dile getirdim. Şunları söyledim:

2- Emperyalistler gururlu kafalarında, Doğu dünyasının kayıtsız koşulsuz sahibi ve yöneticisi olma emelini taşırlar. Kendi yaşam ve varlıklarının devam ve kalıcılığının, bu sahiplikte ve kullanımda olduğunu pek güzel takdir etmişlerdir. Dolayısıyla, söz konusu durumu sağlamak için başta İngilizler olmak üzere, bütün İtilâf devletleri, kullanabildikleri bütün araç ve kuvvetlerle bizi mahvetmek, bizi ezmek için çalışmışlardır. Fakat aynı zamanda mazlum insanlığı kurtarmak için çalışanların, mazlum milletimize el uzatmaması için de yine servetlerini, kuvvet ve kudretlerini sarf ederek uğraşmışlardır.

3- İtilaf devletleri bizi bütün insanî hukuktan yoksun bir hayvan sürüsü, bağımsız bir devlet olarak yaşama yeteneğinden yoksun bir millet olarak görmekte, ülkemizi sahipsiz, açık arazi kabul etmektedir. Bu yanlış kabul yüzünden her gün artan zulüm ve haksızlıkları uygulamakla meşguller. Aynı kabulü bahane ederek ülkemizi parçalamak ve milletimizi esaret altına almak istiyorlardı. Onları bu anlayışta aldatan sebep, milletimizin kendi kendini yönetmeye muktedir olamaması zannıdır. Halbuki milletimiz hayatının, bütün insanî hukuk ve görevlerinin idrakindedir; vatanına bütünüyle sahip, özgürlüğüne ve bağımsızlığına aşk ve sadakatle bağlıdır. Varlığını, kutsalını savunmaktan başka bir şey yapmıyor. Milletimiz ilk yıldan beri her türlü yardım ve yol göstericilikten, yüzyıllardan beri alışmış olduğu idare şeklinden yoksun olarak, milletlerin başına gelebilecek felaketlerin en büyüğüne maruz bulunduğu halde, en uygar, en insancıl ve bütün özgürlük koşullarına saygılı bir şekilde kendini yönetmektedir. Bağımsızlık ve özgürlük için mücadele eden milletimiz, haklı davasını bütün insanlık vicdanının takdirine havale eder.

4- Bence emperyalistlerin bütün kara çalmaları bahanedir, asıl sebep başkadır. Şöyle ki, Türkiye Doğu ve Batı dünyasının sınırında olan coğrafî konumuyla ilginç bir rol oynuyor. Bugün büyük devletlerin ve onların uydularının açık veya gizli, azgın saldırılarına hedef olmaya devam ediyorsa, bunun sebebi; her şeyden önce mazlum sömürge halklarına örnek olarak kurtuluşa giden yolu göstermesidir.

5- Türkiye Asya için metin ve sağlam bir kaledir. Bu durum bir yanıyla faydalı iken, diğer yanıyla tehlikelidir. Tehlikelidir, çünkü Doğu’ya yönelen saldırının bütün ağırlığı öncelikle bizim üzerimizdedir. Batı’nın bütün nefreti bizim üzerimizde yoğunlaşmıştır. Müslüman ülkeleri savunmak için yüzyıllar boyunca savaştık, Avrupalı emperyalistlerin baş hedeflerinden biri haline geldik.

6- Bir kez daha vurgulayayım ki, Türkiye aslında Bütün Asya’nın, bütün mazlumlar dünyasının zulüm dünyasına karşı ileri sürdüğü bir konumda bulunmaktadır. Anadolu bu yüzden de zulümlere, saldırılara, taarruzlara maruz bulunuyor; yıkılmak, çiğnenmek, parçalanmak isteniyor. Fakat arkadaşlar, bu hücumlar sadece Anadolu ile sınırlı değildir. Bu hücumların genel hedefi bütün Doğu’dur. Bugün Anadolu her türlü tasalluta, taarruza karşı bütün varlığıyla kendini savunmaktadır. Bunda da başarılı olacağına emindir. Anadolu, bu savunmasıyla yalnız kendi hayatına ait görevi yapmıyor, belki bütün Doğu’ya yönelik hücumlara bir set çekiyor. Batı Emperyalizmi’nin doğuya yayılmasını durdurabildiğimiz için, Türkiye’yi öncü olarak gören bütün doğu halklarının da sempatisini kazanmış bulunuyoruz. Bu hücumlar elbette kırılacaktır. Bütün bu tasallutlar kesinlikle son bulacaktır. İşte ancak o zaman Batı’da, bütün dünyada gerçek sükûn, gerçek gönenç ve insanlık hüküm sürebilecektir. Türkiye emperyalizme karşı bu mücadelesiyle iyi bir örnek oldu, bundan pek büyük bir bahtiyarlık duydum.

7- Biz Misakı Milli sınırları içindeki topraklarda tam olarak siyasi ve ekonomik bağımsızlığa sahip olmak istiyorduk. Bu hedefe ulaştığımız takdirde bunun diğer mazlum milletler tarafından da bağımsızlığın elde edilmesi için gayet kuvvetli kötü bir örnek olmasından korktukları içindir ki, düşmanlarımız bir türlü buna razı olmuyordu. Evet, doğruydu: Türkiye büyük devletlerin ve onların uydularının açık veya gizli, azgın saldırılarına hedef olmaya devam ediyorsa, bunun sebebi; her şeyden önce mazlum sömürge halklarına örnek olarak kurtuluşa giden yolu göstermesiydi.

8- Emperyalistler Anadolu’da başlayan savaşın başka tür bir savaş olduğunu anlamışlardı: O Asya’nın, Afrika’nın boyunduruk altındaki halklarına yol gösteren bir savaştı, dünyada ilk ulusal bağımsızlık ayaklanmasıydı. Türkiye’nin o günkü mücadelesi yalnız Türkiye’ye ait değildi. Eğer yalnız kendi adı ve hesabına yapılmış olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi.

9- Türkiye bu mücadelesinde büyük ve önemli bir çaba sarf etti. Savunduğu dava, bütün mazlum milletlerin, bütün Doğu’nun davasıydı ve bunu sonuçlandırıncaya kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan Doğu milletlerinin, beraber yürüyeceğinden emindi. Türkiye o zamana kadar mevcut tarih kitaplarının gereklerini değil, tarihin hakikî gereklerini takip etti. Gerçekten mevcut tarihlerin kaydettiği olaylar, milletlerin gerçek düşünceleri ve emelleri, hareketleri değildi. Doğu milletleri kendi iradeleri, kendi duygularıyla hareket etmiyorlardı. Onların başında birtakım despot, keyfi hareket eden çarlar, hükümdarlar vardı. Tarihte yazılanlar, daha çok onların, hırslarını tatmini için yaptıkları olaylardı. Biz onların hepsini yırtmayı, yeni bir tarih yapmayı hedefledik.

10- Batı’nın hiçbir zaman affedemeyeceğimiz o zalimleri, Türkiye’yi parçalamak, bu topraklarda yaşayan milletimizin onurunu, bağımsızlığını ayaklar altına almak için verdikleri asırlık kararı, sonunda uygulamaya koydular. Ancak milletimiz de, bugün dünyayı kaplayan inkılaplar ve ihtilaller içinde varlığını muhafaza etmeye kararlıydı.

 11- Türkiye tarihi göstermektedir ki, Osmanlı devletinin ilk kuruluş dönemi dışındaki bütün tarih, Batı Emperyalizmi’nin yayılmasına karşı Türkiye açısından yıpratıcı mücadelelerle geçmiştir. Müttefikler zaferden sonra açıkça Türkiye’yi yok etme ve paylaşma siyaseti gütmeye başladılar. Biz Türk devrimcileri ve Türk halkı olarak, aynı anda, Batı emperyalizmine ve despot sultan rejimine karşı isyan ettik. Bütün Türkiye genelinde, bu amacın verdiği heyecanla Müdafaai Hukuku Milliye cemiyetleri kuruldu. Hedefleri, ülke içinde halkı gerçek hâkim kılmak ve ayrıca Batı tahakkümünden kurtarmaktır. Bu cemiyetler katıksız millî bir karakter taşımaktadır. Devlet iktidarını bütünüyle elinde toplamış olan Türkiye Büyük Millet Meclisi de, yalnızca bu cemiyetlerin fikirlerini hayata geçirmeye devam ediyordu.

12- Biz Batılı emperyalistlere karşı yalnız kurtuluşla ve bağımsızlığımızı muhafaza etmekle yetinmedik. Aynı zamanda emperyalistlerin kuvvetleri ve her vasıta ile, Türk milletini emperyalizme araç yapmak istemelerine de engel olduk. Bu suretle, bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyorduk.

 Kaynak: http://bit.ly/2aWpAoY
.