CUMHURIYET AHLAK ÜSTÜNLÜĞÜNE DAYANAN BİR ÜLKÜDÜR, CUMHURİYET ERDEMDİR

Atatürkün Bağımsızlık Hakkındaki Sözleri

Alfabetik - (B)

• Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur. `

“SESSİZ, DURGUN BAŞI EĞİK KALMAYINIZ UYANINIZ MİLLİ BAĞIMSIZLIĞIMIZI ÇİĞNİYORLAR HAKLARINIZI SAVUNMAK İÇİN BİRLEŞİNİZ DÜŞMANIN KARŞISINA DİKİLİNİZ. SESİNİZİ DUYURUNUZ, BÜTÜN DÜNYAYA; “BEN TÜRKÜM BAĞIMSIZLIK BANA ATALARIMINDAN MİRAS KALDI, ONU SANA VERMEM” DİYE HAYKIRINIZ" Gazi̇ Mustafa Kemal Atatürk Mayis–1919 havza

• Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur.

• İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri görülemez; millet ve devletin şeref ve bağımsızlığı elde edilemez, insaf ve merhamet dilenmek gibi bir kural yoktur. Türk milleti ve Türkiye'nin çocukları, bunu bir an akıldan çıkarmamalıdır.

• Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır.

• Dünyada ve dünya milletleri arasında sükun, huzur ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur.

• Türkiye'nin güvenini amaç edinen, hiçbir başka ulusun aleyhinde olmayan bir barış yolu, her zaman bizim ilkemiz olacaktır.

• Biz Türkler, tarih boyunca hürriyet ve istiklal timsali olmuş bir milletiz.

 • Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır.

• Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.

• Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.

• Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.

• Ben yaşayabilmek için, kesin olarak bağımsız bir ulusun evladı kalmalıyım. Bu yüzden ulusal bağımsızlık bence bir hayat sorunudur.

• Ya istiklal, ya ölüm!

• Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.

• Tam bağımsızlık, ancak ekonomik bağımsızlıkla mümkündür. (1922)

• Biz bağımsızlık istiyoruz dediğimiz zaman, tam bağımsızlık istediğimizi herkesin anlaması gerekir. (1923)

• Bu günkü çabamızın amacı, tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığın tamamı ise ancak ekonomik bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsız olmayınca, o devletin bütün yaşamsal kuruluşlarında bağımsızlık felç olmuştur. Çünkü devletin her organı, ancak parasal (mali) kuvvet ile yaşar. Mart 1922 TBMM.

•  Tam Bağımsızlık:  Atatürk’e göre asıl olan Türk ulusunun onurlu bir biçimde yaşamasıdır. Bu da ancak tam bağımsızlıkla mümkün olabilmektedir. Yabancı bir devletin koruma ve desteğini kabul etmek, bağımsızlıktan yoksun olmak demek, diğer devletler karşısında uşak durumuna düşmek demektir. Türk’ün onuru, kişiliği ve yetenekleri çok yüksektir, büyüktür. Böyle bir ulus esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Bundan dolayı Atatürk’ün cumhuriyetçiliğinde “ya bağımsızlık, ya ölüm” temel ilkedir.

• Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.

• Ben yapabilmek için mutlaka özgür bir ulusun çocuğu kalmalıyım. O halde, ya özgürlük ya ölüm!

• Ne kadar zengin ve gelişmiş olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmak katından yüksek bir işleme uygun sayılamaz.

• Türkiye halkı asırlardan beri hür ve bağımsız yaşamış ve bağımsızlığı hayatın şartı kabul etmiş bir ulusun kahraman çocuklarıdır. Bu ulus bağımlı yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır. ( 1922, İzmit) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 38) 18.02.1922 Claude Farrere ile Çay Ziyafetinde.

• Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlık ile mümkündür. (1922, Ankara) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. I, Ankara, 1997, s. 243)

• Bu millet, ekonomik bağımsızlığını elde ederse o kadar kuvvetli temel üzerinde yerleşmiş ve ilerlemeye başlamış olacaktır ve artık bunu yerinden kımıldatmak mümkün olmayacaktır. İşte düşmanlarımızın, hakiki düşmanlarımızın bir türlü rıza göstermedikleri budur. (1923, İzmir) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 114)

• Ulusumun bağımsızlığı yolunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun(1923) (Mustafa Kemal’den Atatürk’e, Kültür Bakanlığı Yayını Cilt I, s. 158)

• Temel ilke, Türk ulusunun haysiyetli ve onurlu bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık dünyası karşısında uşak olmak katından yüksek bir işleme yaraşmaz...

• Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız! Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan, bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları, şüphesiz ki ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak gerçekleşecektir. Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, bunları yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini, milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı alacaktır.1933 (Dünya gazetesi, 20. 12. 1954)

• TANZİMAT'tan sonra ecnebi sermayesi memlekette ayrıcalıklı bir yere sahip oldu... Denilebilir ki, DEVLET ve hükümet ECNEBİ SERMAYESİNİN JANDARMALIĞI'ndan başka bir şey yapmamıştır... Artık TÜRKİYE buna muvafakat edemez!.. Burası TUTSAKLAR ÜLKESİ yapılamaz!.. (7.2.1923 İzmir İktisat Kongresi)

.

Benzersiz bir önder ve ucuz bir gazete!

“Atatürk, uluslararası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba sarf etmiş, üstün vasıflı, olağanüstü yenilikler gerçekleştirmiş bir devrimci, sömürgecilik ve istilaya karşı savaşan ilk önderdir. İnsan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayrımı yapmayan, benzeri olmayan devlet adamı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusudur.”

BENZERİ OLMAYAN DEVLET ADAMI

Yukardaki satırlar bana veya herhangi bir kişiye ait değil! Birleşmiş Milletler (BM) Teşkilatı’nın 152 üye ülkesinin oybirliği ile kabul ettiği uluslararası bir metin. Yapılan oylama ile 1981 yılı bütün dünyada Atatürk yılı olarak ilan ediliyor. Çünkü insanlığın ortak vicdanı ortak bir sese dönüşüyor: “Benzeri olmayan devlet adamı!”

ONUNLA KIYASLANDIĞINDA…

İsviçreli yazar, GrafStorz Atatürk’ü şöyle betimliyor. “Kemal Atatürk tarihte tek bir olaydır. Onunla kıyaslandığı zaman bir Cromwell’in, bir Washington’un, bir Napolyon Bonapart’ın, bir Cavour’un, bir Bismark’ın yaşamları ne kadar kısa ve önemsiz kalmaktadır!” Gerçekten de öyledir!

HÜMANİZM DİYORSANIZ ONU DİNLEYECEKSİNİZ

“Bütün mazlum milletler zalimleri bir gün mahv ve nabut(yok) edeceklerdir. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir heyeti içtimaiyeye mazhar olacaktır.

Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir uyum ve işbirliği çağı hâkim olacaktır.

Anadolu bu müdafaasıyla yalnız kendi hayatına ait vazifeyi ifa etmiyor, belki bütün Şarka müteveccih hücumlara bir set çekiyor. Efendiler, bu hücumlar elbet kırılacaktır. İşte ancak o zaman Garpta (Batıda), bütün cihanda hakiki sükûn, hakiki refah ve insaniyet hüküm sürebilecektir.”

ENTELEKTÜEL FAHİŞE

“Öyleyse şimdi burada, ‘bağımsız özgür basının’ şerefine kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı? Bizler sahnenin arkasındaki zengin adamların oyuncakları, kullarıyız. Bizler ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız. Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız, hepsi başkasının malı. Bizler entelektüel fahişeleriz…” Bu sözler New York Times’ın editörü John Swinton’a ait!

FrankfurterAllgemeine gazetesindeki makaleyi okuyunca, aklıma birdenbire Swinton’un bu sözleri geldi. Yazıda her türlü tarihi gerçekler çarpıtılarak Atatürk, Hitler ve Erdoğan’a benzetiliyordu. İnsanlığa böylesine âşık bir faniyi bu gezegen görmemişti. Zaten BM de bu yalın gerçeği kavramış ve o dönemdeki 152 üye ülkesi ile tescil etmişti.

Gazete dünyayı sömüren ve insanlığa düşman olan finans kapitalin yayın organıydı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK kıyafeti giymiş emperyalizmi hendeklerde boğması gazetenin aklını başından aldı. Bir millet uyanıyordu. Emperyalist sistemin tezgâhladığı Ergenekon, Balyoz ve diğer tertipler boşa çıkarılmıştı. Batı’nın can yoldaşı olan PKK ve FETÖ darbe üstüne darbe yiyordu. Atatürk’ün ülkesinde Mustafa Kemallerin asla yenilmeyeceğini öğrenmemişlerdi.

Frankfurter bütün dengesini kaybetti. Gerçeklerden koptu ve şizofrenik bir duruma girdi. Şimdiye kadar yaptığı bütün iyi şeyleri de çöpe attı. Kendini bir kâğıt parçasına indirgedi! Sıkletine, boyuna posuna bakmadan erişilmez bir yıldıza çamur atmaya kalktı. Çırpındıkça batmaya başladı; küçüldü, küçüldü ve en sonunda sulara gömüldü…

YA İSTİKLAL YA ÖLÜM

Atatürk, askerlerine ölmeyi emreden bir komutan, dünya savaşı kaybetmiş, yıpranmış, fakir ve ordusuz kalmış milletine, “Ya İstiklal Ya Ölüm” diyerek bağımsızlık ve direniş ruhunu şırınga eden bu dünyanın gördüğü en büyük önderdir. Eline sopayı alarak yedi düveli topraklarından atmıştır. Biliyorum, haset ve kıskançlıktan çatlıyorsunuz ama eşi ve benzeri yoktur…
Gazetenin kulağına küpe olsun diye son sözleri Pakistanlı büyük aydın ve aynı zamanda dev bir şair olan Muhammed İkbal’in dizelerine bırakalım:

Koş Mustafa Kemal koş, atın çatlayana dek!
Bizi tedbir mat etti, sana tedbir ne gerek…

Amiral Soner Polat
spolat102@outlook.com

.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Çalışkanlık hk. Sözleri

  • Çalışmaktan; gayret sarfından, bir cezadan, bir sıkıntıdan, bir fenalıktan kaçar gibi kaçınmak, çok kötü ve tedbirsizce bir harekettir.
  • Herhangi bir şahsın, yaşadıkça memnun ve mesut olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Hayatta tam zevk ve saadet ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, saadeti için çalışmakta bulunabilir. 
  • Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır. 
  •  Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız vardır, çalışkan olmak. Servet ve onun tabii neticesi olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır.

Atatürk, Nazilli Basma Fabrikası'nda 

Türk Milleti'nin Geleceği hakkında Atatürk diyor ki:

ATATÜRK DİYOR Kİ:

''Türk milleti, tarihinle övün; çünkü senin ataların uygarlıklar kuran, devletler, imparatorluklar yaratan bir varlıktır.

Sen, Anadolu denilen bu yurda sonradan gelme değil, ilk yerleşip uygarlık kuranların çocuklarısın.

Fakat geleceğine güvenebilmek için, bugün çalışman gerekir; çünkü yalnız tarih övüncü bir meziyet sayılmaz.''

(Afetinan, Atatürk’ten Hâtıralar, 1950, s. 55 – 56)

2 ŞUBAT 1938 ATATURK MERINOS FABRIKASI ACILISI SONRASI FABRIKAYI GEZERKEN



















.

Atatürk'ün Yaşam Görüşü

Yaşamın tanımı

Yaşam, herhangi bir doğa dışı etkenin karışması olmaksızın dünya üzerinde doğal ve zorunlu bir kimya ve fizik seyri sonucudur.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 267)

Yaşamın seyri Yaşam pek kısa! Çocukluk ve okul bir kısmını alıyor; geriye kalanını ise, uyku yarıya indiriyor. Uykusuzluğu giderecek ve vücuda verdiği istirahat gıdasını sağlayacak komprimeler bulunsa… Bir gün o da olacaktır. Nitekim tıp, kimya, uyutmak için pek güzel ilâçlar yapmışlardır.
(Cevat Abbas Gürer, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s. 59)

Bizim dünyamız -bilirsiniz- topraktan, sudan ve havadan oluşmuştur. Yaşamın da esas unsurları, bunlar değil midir? Bu unsurlardan birinin eksikliği, yalnız eksikliği değil, sadece bozukluğu, yaşamı imkânsız kılar.
1935 (Atatürk’ün S.D.II, s.278)

Yaşam bir ilerleme, bir dinamizm kaynağıdır. İnsan, ona kendini uydurmak zorundadır.
(Afetinan, M.K.Atatürk’ten Y., s.8)

Bir hatıra defterine, defterdeki diğer kimselerin yazılarını okuduktan sonra defter sahibine hitaben yazdıkları:

Hatırat defterini başkalarının yazıları ile doldurmaya heves etmektense, yaşam defterini kendi çalışma ve erdem eserlerinle doldurmaya bak!
1923 (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi,Sayı: 1, 1984, s. 286-287)

Ölüm

Ölüm, yaradılışın en doğal bir yasasıdır.
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 74 – 75)

Ölüm, insanın değişmez kaderidir; marifet unutulmamaktır.
(Atatürk’ten B.H., s. 13)

İnsan ve doğa

Doğa insanları türetti; onları kendine taptırdı da. Ancak,insanların dünyada yaşayabilmeleri için, onların doğa-ya egemenliğini de şart kıldı. Doğaya egemen olmasını bilemeyen yaratıklar, varlıklarını koruyamamışlardır. Doğa onları, kendi unsurları içinde ezmekten, boğmaktan, yok etmekten ve ettirmekten çekinmemiştir.
1935 (Atatürk’ün S.D.I1, s. 279)

İnsan, bütün tarih boyunca doğanın bazen tutsağı, bazen de egemeni olmuş ve bu hal insan toplumlarının uygarlıkta ilerlemeleri oranında gelişmiştir.
(Afetinan, M.K.Atatürk’ten Y., s.9)

İnsanlar sularda kaynaşıp çırpınan bir varlıktan bugünkü şekline geldi. İnsanın bugünkü yüksek zekâ, idrak ve kudreti, milyonlarca ve milyonlarca kuşaktan geçerek hazırlandı. Artık insan bugün, doğanın sonsuz büyüklüğüne ve doğa içinde kendi türünün yazgısına, gittikçe büyüyen bir irade ve bilinç ile bakıyor.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 267)

İnsanların kıt’alara dağılması

İnsanlar, büyük doğa olayları önünde göçler, akın yolları ile bu yeryüzü dediğimiz yıldızın her kıt’asına dağılmışlardır. Bu kıt’alardan kimine eski, kimine yeni denmiş. Bu deniş, hem bilgiden, hem bilgisizliktendir. Amerika, Kristof Kolomb keşfetti diye yeni dünya sayılmıştır. Fakat jeoloji olayları, Asya’dan, Alaska yolu ile veya daha başka yollarla, karanlık zamanlarda,ismi bilinmeyen kıt’aya geçişler olduğu, Maya uygarlığını ve İnkaları öğrendikçe, stepler ve Alaska geçitleri düşünüldükçe, Eskimo yüzleri ile ve tipleri ile kızılderili Hint insanları yüzleri ve tipleri incelenip araştırıldıkça, bu eski ve yeni dünya kavranılan, şüphesiz yavaş yavaş değişir! Kristof Kolomb’un keşfi, hiç şüphesiz ki çok büyük ve önemli olaydır. Fakat daha dünkü iş sayılır. Ondan çok ve çok daha önceleri vardır! Ne ise, biz oralara kadar dalmayalım, bırakalım bilginler araştırsınlar, incelesinler, gerçeği meydana çıkarsınlar.
(Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk T. ve D.K.H., s. 53 – 54)

Yaşam ve mücadele
Yaşam demek mücadele, boğuşma demektir. Yaşamda başarı, kesinlikle mücadelede başarıyla mümkündür. Buda, manevî ve maddî bakımdan kuvvete, kudrete dayanır bir niteliktir.
1920 (Nutuk 11, s. 434)

Dünya, insanlar için bir sınav meydanıdır. Sınav veren insanın her soruya pek uygun cevaplar vermesi mümkün olmayabilir. Fakat düşünmelidir ki, karar cevapların hepsinden doğan sonuca göre verilir.
1914 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 45)

Yolunda yalnız olmayacaksın; orada, aynı hedefi izleyen başkaları ile beraber yürüyeceksin. Bu yaşam yarışında, diğerleri, yetenekleri bakımından sizi geçebilirler. Bir başarı, elinizden kaçabilir. Bundan dolayı, onlara kızmayınız ve elinizden geleni yapmışsanız, kendi kendinize de kızmayınız. Asıl önemli olan başarı değil, çabadır. İnsanın elinde olan ve onu memnun eden ancak çabadır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk’ün El Yazıları, s. 78; 542)

Kuşakların fikrî gelişimi

Yüksek düzeyde olan, kendi düzeyinden bilgi ve anlayışça aşağı olanı beğenmez. Fakat bu hal, aslında takdir ve özendirmeye lâyık görülmek gerekmez mi? Her yeni yetişen, kendinden eskisini beğenmeyecek kadar yükselirse, o zaman, ancak o zaman gelecek kuşaklar, birbirinden derece derece yüksek düzeyde bir yüksek kuşak oluşturabilir ki, insanın ilerlemesinin amacı da budur.
1918 (M .Kemal Atatürk’ün Karlsbad Hatıraları, Afetinan, s. 51)

Dünya nimetleri ve insan zekâsı

Allah dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri insanlar yararlansın, varlık içinde yaşasın diye yaratmıştır ve en son derecede yararlanabilmek içinde, bütün yaratıklardan esirgediği zekâyı, aklı insanlara vermiştir.
1923 (Atatürk’ün S.D.1I, s. 108)

Zekâ ve akıl hakkında

Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi düşünemiyorum.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 182)

Her şeyin kaynağı insan zekâsıdır.
(Falih Rıfkı Atay, 19 Mayıs, s. 41)

İnsanın vücudu bir kürsüdür; zekâ cevherinin koruyucu kabı olan başı, üzerinde taşımak için kurulmuş bir kürsü!… Çünkü esas zekâdır…
(Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk’ü Özleyiş, s. 116)


İnsanların yaşamına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma ve icat yeteneğidir.

1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 270)

Akıl ve mantığın çözemeyeceği sorun yoktur.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 270)

İstek ve olanak

Dünyada insanların aklına gelen her uygun şeyin olmasına maddî olanak olsa idi, gerçekten bütün dünyanın genel manzarası başka türlü olurdu. Fakat, insanlar için her şeyi yapmakta maddî olanak bulunamaz.
1920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 82 -83)

Çeşitli görüşler

Ehven-i şer, serlerin en büyüğüdür*.
(Rükneddin Fethi Olcaytuğ, Atatürk Hakkında Düşünce ve Tahliller, s. 48)

Yaşamda daima ve çok ölçülü olmak gerekir.
(Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s.10)

Manevî kuvvetler, özellikle bilim ve iman ile yüksek bir
şekilde gelişir.
1922 (Atatürk’ün S.D.J, s. 223)

Neşeli olmayan insanlardan iki türlü şüphe edilir: Ya hastadır veya o insanın başkalarına bildirmek istemediği bir kuruntusu, bir derdi vardır.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 300)

Bilirsiniz ki, duygululuk denilen şey aklın, mantığın, düşünmenin çok üstünde bir kudrete, bir kuvvete sahiptir.
1925 (Atatürk’ün S.D.ll, s.227)

İnsanlar dünyaya alınlarında yazılı olduğu kadar yaşamak için gelmişlerdir.
1923 (Atatürk’ün S.D.1I, s.85)

Samimiyet ifade edilemez. O, gözlerden ve alınlardan anlaşılabilir.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’ün Ş.D.İ. ve KS., s. 67)

Atatürk tarafından yazdırılmıştır:

Yaşayan her şey bazı izler bırakır. Biz, onlardan bir anlam çıkarabilecek kadar zeki isek, bu izlerin bizim için bir anlamı olur.
1937 (Afetinan, Atatürk’ün B.NM.S. 37)

Gözyaşları güçsüzlük belirtisidir.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s.20)

İnsanları heyecanlandırmak değil, teskin etmek gerekir.
1920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 89)

Her manzara, insanın kendi ruhunun ve duygularının dürtüsüyle belirir.
1920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 81)

Felâket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak önlemleri düşünmek gerekir. Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.
1920 (Nutuk II, s. 463)

İnsanlar gariptir; bazen en akıllılarının bile, gerçeklerin açıklığı karşısında görüşleri temelsiz ve çürük olur.
1924 (Atatürk’le Konuşmalar, Mustafa Baydar. s. 94)

Geçmiş zaman ve geçmiş zamanın anıları, ölümsüz bir yaşama sahiptir.
1915 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 53)

Tarihsel olayların gidişi sırasında, bazen fizyolojik aksamalar önemli rol oynarlar. Doğa ya engel olur veya yardım eder.
1933 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 165)


.