Atatürk’ün bilinen kayıtlardan çok daha net ve berrak sesi Amerikan arşivlerinden çıktı. Türkiye’nin Kore Savaşı’nda Amerikan ordusunun yanında yer alarak NATO üyesi olmasının ardından Amerikan halkına ‘bu yeni müttefik ülkenin’ tanıtılması için çekilen ‘Muhteşem Türk’ (The Incredible Turk) isimli belgeselde Atatürk ve yarattığı modern Türkiye, en çarpıcı yönleriyle anlatılıyor.
1958 yılında çekilen ve Amerikan Ulusal Arşivleri’nin internet sitesinde yayınlanan belgesel, DVD formatında ve çok kaliteli Atatürk görüntüleri içeriyor. Amerikan Ulusal Güvenlik Konseyi ve Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın (CIA) gizli arşivlerinden faydalanılarak hazırlandığı belirtilen belgeselin en çarpıcı bölümü ise Atatürk’ün kendisini ziyarete gelen Amerikan elçisi ile yaptığı görüşmenin ardından cumhurbaşkanlığı köşkünün bahçesinde düzenlenen basın toplantısı...
Gazi sözüne selamlı karşılık
1927-32 yılları arasında ABD’nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yapan Joseph Clark Grew, basın mensuplarının karşısında Atatürk’ün yarattığı modern Türkiye’nin Amerika’nın en önemli müttefiklerinden biri olduğunu anlatırken yanıbaşında kendisini dikkatle dinleyen Mustafa Kemal’den “Gazi” sıfatıyla bahsediyor.
Atatürk, “Gazi Mustafa Kemal” sözünü duyduğu an elçiye dönerek başıyla selam veriyor. Elçi, Atatürk’ün adının her zaman kalkınma ve modernizasyon ile birlikte anılacağını belirterek Türk milletinin hafızasında Atatürk isminin sonsuza dek yaşayacağını vurguluyor. Ardından söz alan Atatürk ise, sözlerine “Türk milleti tabben (tabiatı itibarıyla) demokrattır” diye başlıyor ve “Bu yüksek gayede zaten çok yükselmiş bulunan Amerika milletinin Türk milletiyle beraber olduğundan hiç şüphem yoktur” ifadeleriyle sürdürüyor.
Video paylaşım sitesi YouTube’da birkaç aydır bulunan ancak birçok insanın habersiz olmasından dolayı bugüne dek çok izlenmeyen görüntüler Amerikan Ulusal Arşivleri’nin dijital arşiv bölümünden indirilebiliyor.
Belgeselde İzmir’in kurtarılışı, Kurtuluş Savaşı, İran Şahı Pehlevi ve Ürdün Kralı’nın Türkiye ziyareti, Latin Alfabesi’ne geçişte Mustafa Kemal’in aldığı brifing toplantısının kayıtları, Atatürk’ün manevi kızı Ülkü ile oynarken ve denize girerkenki görüntüleri de net bir şekilde yer alıyor.
Türk milleti demokrattır bunu anlayamadıysanız...
Atatürk’ün kendisine güven mektubu sunan Amerikan elçisiyle düzenlediği basın toplantısının kaydı, Türk arşivlerinde de bulunuyor. 1927 sonbaharına ait olan Türk kaydında görüntü ve ses senkronizasyonunun sonradan gerçekleştirildiği ve ses kayıt cihazının çok ilkel olması nedeniyle 2 dakika 19 saniyelik konuşmada Atatürk’ün sesi çok ince olarak duyulmakta, video da oldukça bozuk görülmekteydi. Celal Bayar tarafından Türkiye İş Bankası’na yaptırılan “Atatürk Sevgisi” adlı filmde bu görüntüler yayınlanmıştı. Kayıtta Atatürk, yeni Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkileri anlatırken şu ifadeleri kullanıyor:
Muhterem Amerikalılar, Türk milletiyle ve karşımızda bulunduğuna emin bulunduğum muhabbet ve samimiyetin tabi imenşei hakkında birkaç söz söylemek isterim. Türk milleti tabben (tabiatı itibarıyla) demokrattır. Eğer bu hakikat medeni beşeriyet tarafından tamamıyla anlaşılmamış bulunuyorsa bunun sebeplerini muhterem sefiriniz (elçiniz) Osmanlı İmparatorluğu’nun son devirlerine işaret ederek çok güzel ifade ettiler. Diğer taraftan Amerikan milletinin istinad ettiği (dayandığı) demokrasi...
Bu yüksek gayede zaten çok yükselmiş bulunan Amerika milletinin Türk milletiyle beraber olduğundan hiç şüphem yoktur. Amerikalılar bu mevhibe ile mümtaz bir millet olarak medeniyet dünyasında arz-ı mevcudiyet eyledi. Büyük bir millet birliği kurdu. İşte bu noktadandır ki Türk milleti Amerikan milleti hakkında derin ve kuvvetli bir muhabbet hisseder. Ümit ederim ki bu müşahede iki millet arasında mevut olan muhabbeti kökleştirecekltir. Yalnız bununla kalmayacaktır... Belki tüm beşeriyeti birbirini sevmeye ve bu müşterek sevgiye mani olan mazi hurafelerini silmeye, dünyayı sulh ve huzur sahasına sokmaya medar olacaktır. Temsil etmekle müdahi olduğum Türk milletinin insani gayesi işte bundan ibarettir.
.
Atatürk'ün Bir Hatıra Defterine Yazdıkları
Harbiye Nezareti’nde çalışmakta olan Kaymakam İbrahim Bey’in oğlu Kemalettin Efendi, kendisine hitaben yazılacak öğütleri kapsamak üzere bir hatıra defteri hazırlamış ve defterin başına da iki fotoğrafını yapıştırmıştır.
22 Ekim 1921 ile 19 Eylül 1923 tarihleri arasında otuza yakın kişiye sunulan defterde bazı şair ve yazarların, hocaların ve hekimlerin yazıları bulunmakta, ayrıca defter sahibinin babasının da öğüt şeklinde bir şiiri yer almaktadır. İsmet Paşa da u Eylül 1923 tarihiyle yazdığı yazıda “Kemalettin, evlâdım. Mefkure sahibi, doğru, çalışkan ve sebatkâr ol. İyi Türk olabilmenin, hayat mücadelesinde muzaffer olanın esrarı bunlardır” demektedir.
Kemalettin Efendi hatıra defterini yazması dileğiyle son olarak Mustafa Kemal Paşa’ya sunmuştur. Mustafa Kemal Paşa defterdeki yazıları okuduktan sonra genç Kemalettin Efendi’ye hitaben -defterin sondan bir evvelki sayfasına- şunları yazmıştır: **
Ankara-Çankaya
19 Eylül 1923
Oğlum Kemalettin,
Babanın haluk bir insan, temiz bir asker olduğunu öğrendim. Seni fotoğrafından mütalâa etmekle fikir istihracına kalkışmayacağım. Babanın verdiği nasihatler kıymetlidir. Ben yalnız şunu ilâve edeceğim:
Hatırat defterini başkalarının yazıları ile doldurmaya heves etmektense, hayat defterini kendi faaliyet ve fazilet eserlerinle doldurmaya bak!
Gazi Mustafa Kemal
** Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Atatürk Arşivi, Dosya: 23, Klasör: 58
.
22 Ekim 1921 ile 19 Eylül 1923 tarihleri arasında otuza yakın kişiye sunulan defterde bazı şair ve yazarların, hocaların ve hekimlerin yazıları bulunmakta, ayrıca defter sahibinin babasının da öğüt şeklinde bir şiiri yer almaktadır. İsmet Paşa da u Eylül 1923 tarihiyle yazdığı yazıda “Kemalettin, evlâdım. Mefkure sahibi, doğru, çalışkan ve sebatkâr ol. İyi Türk olabilmenin, hayat mücadelesinde muzaffer olanın esrarı bunlardır” demektedir.
Kemalettin Efendi hatıra defterini yazması dileğiyle son olarak Mustafa Kemal Paşa’ya sunmuştur. Mustafa Kemal Paşa defterdeki yazıları okuduktan sonra genç Kemalettin Efendi’ye hitaben -defterin sondan bir evvelki sayfasına- şunları yazmıştır: **
Ankara-Çankaya
19 Eylül 1923
Oğlum Kemalettin,
Babanın haluk bir insan, temiz bir asker olduğunu öğrendim. Seni fotoğrafından mütalâa etmekle fikir istihracına kalkışmayacağım. Babanın verdiği nasihatler kıymetlidir. Ben yalnız şunu ilâve edeceğim:
Hatırat defterini başkalarının yazıları ile doldurmaya heves etmektense, hayat defterini kendi faaliyet ve fazilet eserlerinle doldurmaya bak!
Gazi Mustafa Kemal
** Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Atatürk Arşivi, Dosya: 23, Klasör: 58
.
Bunları Biliyor muydunuz?
* 1-Che Guevara, 1967 yılında Bolivya’da yakalanıp öldürüldüğünde sırt çantasından; “Atatürk’ün... Büyük NUTKU’nun” çıktığını...”
* 2- Fidel Castro nun:12 Mayıs 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir'den ABD NİN BİLGİSİ OLMAMASI şartıyla "Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabını" istediğini... Ve: "Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?" dediğini,
* 3- 1935'teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözlerinin : "Ben, Çin'in Atatürk'üyüm. ."olduğunu,
* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,
*5- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,
* 6- 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini,
* 7- 2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini ...
.
* 2- Fidel Castro nun:12 Mayıs 1961 tarihinde Havana'da görevli genç Türkiye diplomatı Bilal Şimşir'den ABD NİN BİLGİSİ OLMAMASI şartıyla "Atatürk'ün Büyük Nutuk Kitabını" istediğini... Ve: "Devrimci M.Kemal ATATÜRK varken, Türk gençleri neden kendilerine başka önder arıyorlar?" dediğini,
* 3- 1935'teki Uzun Yürüyüş öncesinde Şankay Meydanı'nda toplanan binlerce Çinliye seslenen Mao'nun ilk sözlerinin : "Ben, Çin'in Atatürk'üyüm. ."olduğunu,
* 4- Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,
*5- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini,
* 6- 1938'de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde;"Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini,
* 7- 2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini ...
.
Bizim ulvi dinimiz, her müslümanı, ümmeti aydınlatmayla mükellef kılıyor. O yüzden İslam, Ruhban sınıfını reddeder.
20 Mart 1923’te Konya Türk Ocağı’nda Mustafa Kemal Paşa, Dr. Eyüp Sabri’nin sorusu üzerine şöyle demişti (özetle):
Her şeyden önce şunu en basit bir din gerçeği olarak bilelim ki, bizim dinimizde bir özel sınıf yoktur. Ruhbaniyeti reddeden bu din, inhisarı kabul etmez. Meselâ, ulema. Behemehal aydınlatma görevi ulemaya ait olmadıktan başka dinimiz de bunu kesinlikle men eder. O halde biz diyemeyiz ki, bizde bir özel sınıf vardır; diğerleri dinen aydınlatma hakkından mahrumdur. Böyle telakki edersek kabahat bizde, bizim cehlimizdedir. Hoca olmak için, yani dini hakikatleri halka telkin etmek için mutlaka dini kisve şart değildir. Bizim ulvi dinimiz, her Müslümanı, ümmeti aydınlatmayla mükellef kılıyor.
Efendiler, gerçek din bilginleri ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Hz. Peygamber’in zaman-ı saadetlerinde, Peygamberimizin vefatından sonra, Hulefa-i Raşidin Hazretleri’nin zamanlarında, hep doğrudan doğruya Hz. Peygamber’in irşadıyla İslam olan, Hulefa-i Raşidin’in aydınlatmalarıyla selamette bulunan ümmet kitlesi arasında, hakiki nezahat, kalbi hürmet, ulvi bir irtibat vardı.
Vaktaki Muaviye ile Hz. Ali karşıkarşıya geldiler. Sıffin vakasında Muaviye’nin askerleri, Kur’ân-ı Kerim’i mızraklarına diktiler ve Hz. Ali’nin ordusunda, bu suretle tereddüt ve zaaf husule getirdiler; işte o zaman hak olan Kurân, haksızlığı kabule vasıta kılındı.
Ondan sonra bütün müstebit hükümdarlar hep dini alet edindiler. İhtiras ve istibdatlarını kabul ettirmek için hep ulema sınıfına başvurdular. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar, dine uygundur diye fetvalar verdiler. İcabettikçe hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. İşte o tarihten beri saltanat tahtında oturan, saraylarda yaşayan, kendilerine halife namı veren müstebit hükümdarlar bu gibi hoca kıyafetli cahillere iltifat ve onları hamiye ettiler. Hakiki ve imanlı ulema, her vakit ve her devirde onların kinini çekti.
Böyle şerre alet olan insanların yüzündendir ki, dört halifeden sonra din, daima siyaset vasıtası, menfaat vasıtası, istibdat vasıtası yapıldı. Bu hal Osmanlı tarihinde böyleydi, Emeviler, Abbasiler zamanında da böyle oldu.
Artık bu milletin ne böyle hükümdarlar, ne böyle alimler görmeye tahammülü ve imkânı vardır.
Şüphe yok ki, arkadaşlar, millet birçok fedakârlık, birçok kan pahasına, en nihayet elde ettiği hayat dayanağına kimseyi tecavüz ettirmeyecektir. Bugünkü hükümetin, meclisin, kanunların, anayasanın mahiyeti ve hikmeti hep bundan ibarettir.
.
Her şeyden önce şunu en basit bir din gerçeği olarak bilelim ki, bizim dinimizde bir özel sınıf yoktur. Ruhbaniyeti reddeden bu din, inhisarı kabul etmez. Meselâ, ulema. Behemehal aydınlatma görevi ulemaya ait olmadıktan başka dinimiz de bunu kesinlikle men eder. O halde biz diyemeyiz ki, bizde bir özel sınıf vardır; diğerleri dinen aydınlatma hakkından mahrumdur. Böyle telakki edersek kabahat bizde, bizim cehlimizdedir. Hoca olmak için, yani dini hakikatleri halka telkin etmek için mutlaka dini kisve şart değildir. Bizim ulvi dinimiz, her Müslümanı, ümmeti aydınlatmayla mükellef kılıyor.
Efendiler, gerçek din bilginleri ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Hz. Peygamber’in zaman-ı saadetlerinde, Peygamberimizin vefatından sonra, Hulefa-i Raşidin Hazretleri’nin zamanlarında, hep doğrudan doğruya Hz. Peygamber’in irşadıyla İslam olan, Hulefa-i Raşidin’in aydınlatmalarıyla selamette bulunan ümmet kitlesi arasında, hakiki nezahat, kalbi hürmet, ulvi bir irtibat vardı.
Vaktaki Muaviye ile Hz. Ali karşıkarşıya geldiler. Sıffin vakasında Muaviye’nin askerleri, Kur’ân-ı Kerim’i mızraklarına diktiler ve Hz. Ali’nin ordusunda, bu suretle tereddüt ve zaaf husule getirdiler; işte o zaman hak olan Kurân, haksızlığı kabule vasıta kılındı.
Ondan sonra bütün müstebit hükümdarlar hep dini alet edindiler. İhtiras ve istibdatlarını kabul ettirmek için hep ulema sınıfına başvurdular. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar, dine uygundur diye fetvalar verdiler. İcabettikçe hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. İşte o tarihten beri saltanat tahtında oturan, saraylarda yaşayan, kendilerine halife namı veren müstebit hükümdarlar bu gibi hoca kıyafetli cahillere iltifat ve onları hamiye ettiler. Hakiki ve imanlı ulema, her vakit ve her devirde onların kinini çekti.
Böyle şerre alet olan insanların yüzündendir ki, dört halifeden sonra din, daima siyaset vasıtası, menfaat vasıtası, istibdat vasıtası yapıldı. Bu hal Osmanlı tarihinde böyleydi, Emeviler, Abbasiler zamanında da böyle oldu.
Artık bu milletin ne böyle hükümdarlar, ne böyle alimler görmeye tahammülü ve imkânı vardır.
Şüphe yok ki, arkadaşlar, millet birçok fedakârlık, birçok kan pahasına, en nihayet elde ettiği hayat dayanağına kimseyi tecavüz ettirmeyecektir. Bugünkü hükümetin, meclisin, kanunların, anayasanın mahiyeti ve hikmeti hep bundan ibarettir.
.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)